Pazartesi - Cuma 09:00-17:00

  +90 (530) 278 00 84

  +90 (232) 218 09 92

Blog
Anasayfa / Blog

Metabolik Sendrom
Çağımızın Ölümcül Dörtlüsü

    Metabolik sendrom yani ölümcül dörtlü; kalp ve damar hastalıklarının, risk faktörlerinin varlığını ifade eder. Metabolik sendrom dediğimiz durum; diyabet, kalp hastalığı, felç gelişme riskini büyük ölçüde artırır.

    Metabolik sendrom sadece dünyada değil ülkemizde de çok sık karşılaştığımız bir sağlık problemi olmaya başladı. Hareketsiz yaşam, sağlıksız ve düzensiz beslenme, stresli yaşam Metabolik Sendromun en çok karşılaşıldığı hasta grubunu oluşturuyor. 

  • Türkiye’de Hastalığın Sıklığı Ne Durumda?

    Türkiye Metabolik Sendrom Araştırma Grubu’nun (METSAR) verilerine göre Türkiye’de 20 yaş üstü nüfusunu yaklaşık 1/3’ü yaklaşık 20 milyonu etkileyen sendromludur. Bu sonuç önlem almamız gerektiğinin en büyük göstergesidir.

  • Nedir Ölümcül Dörtlü?

    Metabolik sendromun altında yatan muhtemelen sorun, insülin direnci ve buna bağlı vücutta sürekli olarak yüksek seyreden insülin seviyeleridir. Metabolik sendrom, tip 2 diyabetin (prediyabet) öncüsü olarak kabul edilir.

    Metabolik sendrom tanısı aşağıdaki beş bileşenden en az üçünün mevcut olması durumunda konur:

    • Karın Yağ Dokusu Artışı (erkeklerde bel çevresi> 102 cm, kadınlarda> 88 cm)
    • Düşük HDL Seviyesi (Kadınlar: <50 mg/dL, erkekler: <40 mg/dL)
    • Yüksek Tansiyon (≥130/85 mmHg)
    • Yüksek Açlık Kan Şekeri (100- 125 mg/DL arası şeker hastası adayı, 126 mg/dL'nin üzeri ise şeker hastası tanısını gösterir.)
    Metabolik sendroma sebep olan temel bulgular;

    • Stres
    • Zihinsel bozukluklar, örneğin şizofreni
    • Fiziksel hareketsizlik
    • Artan miktarda vücut yağı
    • Obstrüktif uyku apnesi sendromu
    • Kronik böbrek hastalığı
    • Polikistik over sendromu (kadınlar için)
    • Alkolden bağımsız karaciğer yağlanması
    • Alkol, sigara

  • Tedavi

        Tedavi sırasında öncelliğimiz yüksek insülin seviyeleri, kan yağları ve kolesterolün azaltılmasıdır. İlaç tedavisi yanında yaşam tarzı değişiklikleri metabolik sendromda önemli iyileşmeler de sağlar. Düzenli fiziksel aktivite, kilo kaybı ve beslenmede yapılan değişiklikler hastalığı önleme ve tedavide oldukça önemlidir. Bu önlemler hem insülin dengesini hem de kolesterol seviyelerini etkileyerek tedaviyi kolaylaştırır. Ayrıca nikotin ve alkol gibi risk faktörlerinden de kaçınılmalıdır. Hipertansiyon ilaçla kontrol altına alınmalıdır.

        Obezite varlığında yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçlar yardımcı olmazsa bariyatrik (kilo verme) ameliyatı düşünülebilir.

        Metabolik sendromlu kişilerde ayrıca aterosklerotik (damar tıkanıklığı) damar hastalıklarına yakalanma riski de yüksektir. Ayrıca metabolik sendrom, yağlı karaciğer hastalığı ve safra kesesi taşı insidansının daha yüksek olmasıyla ilişkilidir.

        Metabolik sendrom başka hastalıklar ile ilişkili olan ciddi bir hastalıktır. Hem ilaç tedavisi hem de diyet tedavisi ile oluşabilecek risklerin önüne geçilebilir. Buradaki temel amaç bu sendromdan dolayı oluşabilecek kalp ve damar hastalıkları (kalp krizi ve beyin felci(inme) gibi kişiyi ve çevresini en olumsuz etkileyen bu hastalığı multidisipliner yani dahiliye, kardiyoloji ve diyetisyen üçlüsüyle önlemek.



SESSİZ KATİL: TANSİYON

    Hipertansiyon başta kalp ve damar hatalıkları, felçler ve böbrek hastalıklarının oluşumunda en önemli risk faktörlerinden biridir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine baktığımızda dünya genelinde 1,3 milyar insan hipertansiyon hastası. Ve maalesef bu yüksek oran yılda 7,5 milyon kişinin ölümüne sebep oluyor. Yani yüksek tansiyon hastalığı dünyadaki tüm ölümlerin %13 üne denk geliyor. Ülkemizde ise yüksek tansiyon hasta sayısı tahminen 6-7 milyon civarındadır.

    Hipertansiyon uzun süre belirti vermediğinden çoğu zaman tedavisi gecikir ve hatta bazen de telafisi mümkün olmayan hastalıkların oluşmasına sessiz bir şekilde sebep olur. İşte bu yüzden hipertansiyon hastalığına çeşitli dillerde sessiz katil denir. 

  • Nedir hipertansiyon?

        Tansiyon kalbin kasılması sonucu oluşan atardamarlara akıtılan kanın oluşturduğu basınca sistolik yani büyük tansiyon denir. Diastolik yani küçük tansiyon ise kalbin tekrar gevşemesi ve kanla dolması anında damarlarda kalan kanın basıncına denir. Tansiyon ideal olarak 120-70 mmHg altında olması olarak kabul edilir. Bu halk dilinde 12/7 olarak bilinir. 14/9’u geçmiş bütün değerler yüksek tansiyon olarak tanımlanır.

  • Hipertansiyonun Belirtileri

        Hipertansiyon çoğu zaman önemli bir belirti vermez ve yine çoğu zaman rutin bir muayene sırasında tesadüfen bulunur. Ancak hipertansiyon bir noktada çok spesifik olmasa da bazı belirtilerle kendini göstermeye başlar. Bunlar baş ağrısı, Ense ağrısı, Çarpıntı, Nefes darlığı, Sersemlik, Burun kanaması, Göğüste baskı hissi Kalp krizi ve beyin felci hipertansiyon belirtisi olabilir. Bugün hipertansiyon nedir ve tansiyonda nasıl bir beslenme düzeni oturtmamız gerektiğini ele alacağız. Önümüzdeki haftalarda tansiyonda tıbbi tedaviden bahsedeceğim.

  • Hipertansiyonda Beslenme

        Sağlıklı bir diyet kan basıncını 8 ila 14 mmHg kadar azaltabilir. Sağlıklı beslenmenin, kilo kaybı olmadığı takdirde kan basıncı üzerinde de olumlu etkisi vardır. Ancak yetersiz beslenme yüksek tansiyonun nedenlerinden biri olabilir. Bol miktarda meyve, sebze, tam tahıl, baklagiller, kuruyemişler, tohumlar ve balıktan oluşan, az miktarda et, tatlılar ve işlenmiş ürünler tüketen bir beslenmenin kan basıncında önemli bir düşüşe katkıda bulunabileceği gösterilmiştir. Tuz tüketimi azaltılmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) günde maksimum 5 gr tuz alımını önermektedir.

RAMAZAN’DA KALP DAMAR SAĞLIĞINIZA DİKKAT EDİN

    Ramazan ayı ile kalp hastalığı olanlar ‘Oruç tutmamda sakınca var mı?’, ‘Oruç tutarken ilaçlarımı nasıl kullanmalıyım?’ gibi sorularla karşılaşmaya başladık. Kalp hastalarının oruç tutmasında sakınca var mı kimler oruç tutabilir gelin birlikte bakalım.

    Kalp hastaları için oruç tutabilir ya da tutamaz şeklinde bir genelleme yapmak da doğru olmaz. Çünkü kalp hastalıkları daha doğrusu kalp-damar hastalıkları basit ritim bozukluklarından ileri kalp yetersizliğine kadar geniş bir yelpazede bulunur. Dolayısıyla bu soruları bireyler bazında değerlendirilmeli ve ona göre karar verilmelidir.  

  • Kalp damar hastalarının oruç tutması sakıncalı mıdır?

        Hatalığın cinsi ve evresi önemli olmakla birlikte bu sorunun cevabı değişmektedir. İleri derece kalp hastası olmayan hastalarda beslenmesine ve ilaçlarına dikkat ederek oruç tutan kalp hastaları, oruç tutmayan kalp hastalarına kıyasla Ramazan ayı süresince hastalığın durumunda olumsuz bir değişme olmadığını biliyoruz.. Hatta doğru şekilde tutulan orucun, hastalarda bazı yararlı sonuçlar doğurduğu da yapılan araştırmalarda görülmektedir. Mesele HDL nın yükselmesi LDL in düşmesi gibi

        Düzenli ilaç alımı ve doğru beslenme hakkında takip edilen doktor ve diyetisyenden destek alınmalıdır. Çünkü birçok hastada oruç tutarken ilaç tedavisinin tekrardan düzenlenmesi, doz ayarlaması gerekecektir.

        Ciddi bir kalp rahatsızlığınız varsa veya yakın zamanda kalp krizi, felç geçirdiyseniz ya da stent veya baypas ameliyatı gibi bir kalp ameliyatı geçirdiyseniz oruç tutmak sizi zorlayabilir ve tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.

  • Oruç Tutarken Nelere Dikkat Edilmelidir?

    • Oruç tutarken yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir.
    • Oruç tutulmayan dönemde nasıl kahvaltı akşam yemekleri düzenli bir şekilde yapılıyorsa ramazan boyunca da sahur ve iftar düzenli bir şekilde yapılmalıdır.
    • Yemeklerinizi hızlı yemekten kaçınılmalıdır, yavaş yavaş ve iyice çiğneyerek tüketilmelidir.
    • Sahurda süt, yoğurt, peynir, yumurta, sebze, yeşillik, tam tahıllı ekmekler gibi yiyeceklerden oluşan sağlıklı bir kahvaltı öğün tercih edilmelidir. Bu öğün gün boyunca kan şekerinizin düşmesini engelleyecektir.
    • İftarda kavurma, kızartma gibi ağır yemeklerden uzak durulmalı. Et, tavuk, balık yemekleri ve sebze yemekleri ile sağlıklı ve dengeli iftar sofraları kurulmalıdır.
    • Yemekleri pişirme yöntemlerinin de önemlidir. Özellikle ızgara, haşlama, fırında, buğulama gibi sağlıklı yöntemlerle hazırlanan yemekler tercih edilmelidir.
    • İftarda şerbetli, yağlı tatlılar yerine; sütlü tatlılar (sütlaç, güllaç, muhallebi vb.) veya meyve tatlıları tercih edilmelidir.
    • Susama hissi duymasanız bile iftar ve sahur arasında sık sık su içilmelidir. İftarda şekerli içecekler yerine su, ayran, sade soda, taze sıkılmış meyve-sebze suları tercih edilmelidir.
    • İftardan 1-2 saat sonra kısa mesafeli yürüyüşler yapılmalıdır.

    Özetle, Ramazan ayında kalp ve damar hastalığı olanlar, kalp sağlıklarına dikkat etmeli. Oruç tutma kararını tek başına vermemeli ve takip eden hekimlere danışarak oruç tutulmalıdır. Oruç tutarken aldıkaları ilaçları hekimizle tekrar değerlendirip düzenli almalısınız, kalp sağlığını koruyucu bir beslenmeye dikkat edilmeli ve yeterli sıvı alarak sağlığı korumaya özen gösterilmelidir.

    Sağlıklı Ramazanlar.